Çocuğu Korumak mı, Hayata Hazırlamak mı?


Bir çocuğu korumak istediğimizde ilk içgüdümüz çoğu zaman tehlikeyi ondan uzaklaştırmaktır.
Düşmesin.
Üzülmesin.
Yanlış seçim yapmasın.
Hazır olmadığı bir şeyle karşılaşmasın.
Çünkü yetişkin olarak görebildiğimiz bazı sonuçları çocuk henüz göremeyebilir.
Bu yüzden sınırlar koyarız, bazı kararları onun adına veririz, bazı kapıları kapatırız.
Ve özellikle küçük yaşlarda buna gerçekten ihtiyaç vardır.
Fakat çocuk büyüdükçe başka bir soru ortaya çıkar:
Bugün onu korumak için yaptığımız şey, yarın kendini koruyabilmesine de yardımcı oluyor mu?
Çünkü bir çocuğu hayat boyunca karşılaşabileceği her şeyden uzak tutamayız.
Bir gün bizim seçmediğimiz insanlarla karşılaşacak.
Bizim yanında olmadığımız ortamlara girecek.
Kendi kararlarını vermesi gerekecek.
Yanlış bilgilerle, baskıyla, hayal kırıklığıyla ve belirsizlikle karşılaşacak.
Ve o gün ihtiyaç duyacağı şey yalnızca kendisine daha önce söylenmiş kurallar olmayacak.
Neyi neden seçtiğini düşünebilmek, bir şey ona doğru gelmediğinde bunu fark edebilmek, gerektiğinde hayır diyebilmek, yardım istemek ve verdiği kararın sonuçlarını değerlendirebilmek de gerekecek.
İşte tam burada korumak ile hazırlamak arasındaki ilişki değişmeye başlıyor.
Küçük bir çocuk için yetişkinin koyduğu sınırlar daha geniş olabilir. Çocuk büyüdükçe, yalnızca sınırın kendisi değil, neden var olduğu da konuşulabilir. Zamanla bazı seçimler birlikte yapılabilir. Daha sonra bazı sorumluluklar çocuğa bırakılabilir.
Ama bu geçiş yalnızca yaşla gerçekleşmez.
Çocuğun o konudaki deneyimi, sonuçları anlayabilmesi, kendini düzenleyebilmesi ve zorlandığında yardım isteyebilmesi de önemlidir.
Bu nedenle belki de asıl soru:
“Kaç yaşında izin vermeliyim?” değil,
“Bu sorumluluğu taşıyabilmesi için hangi becerilerinin gelişmesine ihtiyacı var?”
olabilir.
Çünkü özgürlük yalnızca bir sınırı kaldırmak değildir.
Özgürlüğü taşıyabilecek becerilerin de zaman içinde gelişmesi gerekir.
Burada yetişkinler için zor bir denge vardır.
Çocuğu çok erken yalnız bırakırsak, henüz taşıyamadığı bir sorumluluğu ona vermiş olabiliriz.
Her şeyi onun adına yapmaya devam edersek de kendi değerlendirmesini geliştirebileceği alanı daraltabiliriz.
Belki de rehberlik tam olarak bu iki uç arasındaki yerde başlar.
Ne çocuğun önündeki bütün engelleri kaldırmak ne de onu hazırlıksız biçimde kendi haline bırakmak.
Yanında olduğumuz yılları, bir gün yanında olmadığımızda kullanabileceği becerileri geliştirmek için değerlendirmek.
Bazen sınır koyarak.
Bazen nedenini anlatarak.
Bazen birlikte karar vererek.
Bazen de sonucu güvenli bir alanda deneyimlemesine izin vererek.
Ve belki en önemlisi, hata yaptığında bize gelebileceğini hissettirerek.
Çünkü çocuğun hayatındaki bütün riskleri önceden göremeyiz.
Ama onun bir şey yolunda gitmediğinde durabilmesine, düşünebilmesine, değerlendirebilmesine ve güvendiği bir yetişkinden yardım isteyebilmesine eşlik edebiliriz.
Bu yüzden korumak ve hayata hazırlamak birbirinin karşıtı olmak zorunda değil.
İyi bir koruma, yalnızca bugünün tehlikesini çocuktan uzaklaştırmaz. Zamanla, o tehlikeyi bizim yardımımız olmadan değerlendirebilecek becerileri de çocuğa bırakır.
Belki de çocuklara eşlik ederken kendimize sorabileceğimiz en önemli sorulardan biri budur:
Bugün onun için verdiğim hangi kararları, yarın kendisi verebilecek hale gelmesini istiyorum?



Comments