Korkudan Bilince

Updated: 2 hours ago
Bazen bizi durduran şey, karşılaştığımız durumun kendisinden çok onun hakkında henüz yeterince bilgi sahibi olmamamızdır.
Yeni bir işe başlamaktan, bir karar vermekten, alıştığımız düzeni değiştirmekten, bir ilişkiyi yeniden değerlendirmekten ya da geleceğin ne getireceğini bilmemekten korktuğumuzu düşünürüz.
Peki, o korkunun ne kadarını gerçekten biliyoruz?
Bazen korkunun arkasında gerçek bir tehlike vardır. Bazen de henüz anlamadığımız, nasıl yaklaşacağımızı bilmediğimiz bir durum.
İkisini birbirinden ayırmak, bilinçli hareket etmenin ilk adımlarından biridir.
Çünkü “Korkuyorum” dediğimizde zihnimiz çoğu zaman olabilecek en kötü ihtimale yönelir. Henüz gerçekleşmemiş senaryolar, sanki yaşanmış gerçekler gibi kararlarımızı etkilemeye başlayabilir.
Ama “Bu konuda henüz neyi bilmiyorum?” diye sorduğumuzda başka bir alan açılır.
Araştırabileceğimiz, gözlemleyebileceğimiz, değerlendirebileceğimiz ve gerektiğinde yardım isteyebileceğimiz bir alan.
Bir düşün.
Uzun zamandır hayatında bir değişiklik yapmak istiyorsun. Belki mesleğinde farklı bir yöne ilerlemek, yeni bir projeye başlamak ya da artık sana uygun gelmeyen bir alışkanlığı bırakmak.
Fakat bir türlü harekete geçemiyorsun.
“Korkuyorum.” diyorsun.
Peki, gerçekten neden?
Başarısız olma ihtimalinden mi?
Başkalarının ne düşüneceğini bilmemekten mi?
Yoksa yeni bir yolun nasıl ilerleyeceğine dair henüz yeterli bilgiye sahip olmamaktan mı?
Bu soruların cevapları aynı değildir. Dolayısıyla hepsine aynı şekilde yaklaşmak da gerekmez.
Bazen korku olarak adlandırdığımız şeyin içinde, henüz cevaplamadığımız sorular vardır.
Burada önemli bir ayrım daha bulunuyor.
Bir şeyi bilmemek ile bilmediğimizin farkında olmamak aynı şey değildir.
Bilmediğimizin farkında olmadığımızda, varsayımlarımızı gerçek kabul edebiliriz. Başkalarının düşüncelerine dayanarak karar verebilir ya da henüz değerlendirmediğimiz bir ihtimali kesin bir sonuç gibi görebiliriz.
Oysa bilmediğimizi kabul ettiğimizde, kendi düşüncemizi de sorgulamaya başlarız.
Gerçekten ne biliyorum?
Neyi yalnızca varsayıyorum?
Hangi bilgiyi edinirsem daha net görebilirim?
Kontrol edebileceğim şey ne, edemeyeceğim şey ne?
Bu soruların amacı her belirsizliği ortadan kaldırmak değildir. Hayatta bütün sonuçları önceden bilmek mümkün değil.
Ama belirsizlikle karşılaştığımızda düşünme biçimimizi değiştirebiliriz.
Kendimizi yetersiz ilan etmek yerine öğrenmeye yönelebiliriz.
En kötü ihtimali tek gerçek kabul etmek yerine farklı olasılıkları değerlendirebiliriz.
Hemen karar vermek zorunda hissetmek yerine gözlem yapmak için kendimize alan açabiliriz.
Bilmediğini bilmek, bir eksiklik değil; öğrenmenin başlangıcıdır.
Üstelik bu yaklaşım yalnızca kendi hayatımızda değil, başkalarına eşlik ettiğimiz her alanda önemlidir.
Bir öğretmen, bir ebeveyn, bir yönetici ya da bir rehber olarak her durumun cevabını önceden bilmek zorunda değiliz.
Bazen en güçlü duruş, hemen çözüm sunmak değil; durumu doğru anlamak için yeterince iyi sorular sorabilmektir.
Çünkü hazır cevaplara duyduğumuz ihtiyaç azaldığında, kendi gözlemimize ve değerlendirme kapasitemize daha fazla yer açabiliriz.
Bilgi her korkuyu ortadan kaldırmaz. Cesaret de her zaman kendimizi güvende hissetmek değildir.
Ancak neyle karşı karşıya olduğumuzu daha iyi anlamak, gerçek riskleri ayırt etmemizi ve atabileceğimiz adımları görmemizi sağlayabilir.
Belki de gerçek güç, her şeyi kontrol edebildiğimiz noktada değil; bilmediğimiz şeylerle karşılaştığımızda düşünmeye, öğrenmeye ve seçim yapmaya devam edebildiğimiz noktada ortaya çıkar.
Bazen cesaret, korkunun hiç olmaması değildir.
“Henüz bilmiyorum. Ama öğrenebilir, değerlendirebilir ve bir sonraki adımı seçebilirim.” diyebilmektir.
Çünkü bilmediğini fark etmek merakı başlatır.
Merak araştırmaya, araştırma anlayışa, anlayış netliğe dönüşebilir.
Ve netlik, kendi kararlarımızın sorumluluğunu alabilmemiz için alan açar.
Korkunun bizi durdurduğu yerde, bilinç yeni bir hareket alanı oluşturabilir.




Comments